İçerik planları neredeyse her zaman fazla iddialıyla başlar. Ocak ayında haftada beş gönderi, üç kanal, iki video. Mart ayında haftada bir gönderi, bir kanal, sıfır video. Nisan ayında plan diye bir şey kalmaz.
Bu bir disiplin sorunu gibi görünür. Genelde bir planlama sorunudur: plan, sürdürülebilir kapasiteye göre değil, ideal duruma göre yapılmıştır.
Tempo sözdür
Bir yayın takvimi aslında okuyucuya verilmiş bir sözdür. Haftada bir yazıyorsanız, okuyucu haftada bir bekler. Üç hafta susarsanız, verdiğiniz sözü bozmuş olursunuz — ve o sözü geri kazanmak, hiç vermemiş olmaktan pahalıdır.
Bu yüzden doğru soru “ne kadar çok üretebiliriz” değil, “en kötü ayımızda bile ne kadar üretebiliriz” olmalı.
Kanal başına birim farklıdır
Bir başka sık hata: bütün kanalları aynı ölçekte planlamak. Gerçekte tempo kanala göre değişir ve doğal birimi de değişir:
- Sosyal — haftalık düşünülür
- Blog ve SEO — aylık düşünülür
- E-posta — aylık, bazen iki haftalık
- Video — aylık, bazen çeyreklik
“Haftada 0,25 blog yazısı” diye bir şey yoktur. Bir takvim bunu yazıyorsa, o takvim kanalı tanımıyordur.
Az sayıda kanal, sürdürülebilir tempo
Üç kanalda tutarlı olmak, yedi kanalda düzensiz olmaktan iyidir. Kanal sayısını azaltmak bir geri çekilme değil, tempoyu koruma kararıdır.
Bir yıl boyunca sürdürülen haftada bir gönderi, altı hafta süren haftada beş gönderiden fazla iş yapar.
Planı ölçüye bağlayın
Takvimin kendisi bir hedef değildir. Her tempo kararının arkasında ölçülmüş bir sebep olmalı: bu kanalda geçen çeyrek ne oldu, hangi format tuttu, hangisi tutmadı. Sebebi olmayan bir tempo, bir alışkanlıktır — ve alışkanlıklar ilk yoğun haftada kırılır.